AŞK- IŞK- IŞIK

Aşkım en güzel tarafıdır,

Bitmesi…

Ve en tatlı tarafı ise,

İlk günleri…

Aşk, ışk – sarmaşık derler.

Işk- ışık diyeceğim ben.

Işık gibi hıphızlı gelir, sana nüfuz eder, hıphızlı gider.

Kalmamalı geriye tortusu.

Aşk dediğin sadece o an var.

Geriye kalırsa parçaları, adı aşk olmaz onun.

Özlemdir o. Alışkanlıktır.

Ama aşk değildir.

Aşk sana vurur, seni baştan aşağı değiştirir ve kendisini de alır gider.

Yaşasın Işk!!

Ve mutlaka, Ölesin de Işk !!

Yazmak da bir alışkanlık belli ki…

İçimdeki yazıyı arıyorum.

Çok az yazıyorum uzun süredir. Ama gene yazı yok baksana.

Ara verince çoğalması lazım değil mi yazıların?

Yoksa bu da bir alışkanlık mı?

Alışmış gerçekten kudurmuştan beter mi?

Kudurmamış içimdeki yazmak hevesi baksana.

Alıştırmalı yine, yeni, yeniden

Ve bir MFÖ şarkısı dinlemeli.

Skinner’a hak vermek…

Lisans eğitimim boyunca Skinner’i beğenmedim, yargıladım. İnsanın bir de doğası vardır, her şey çevre ve davranış değildir, bir güruh bu adamın arkasından gitmiş , yazıktır dedim. Ve hep Biyolojik psikoloji akımından yolumu izledim.

Şimdi deneyimsel öğrenme ile – kısaca yaşamak sayesinde- hak veriyorum bu indirgemeci psikoloğa azıcık.

Kişi maruz kaldığı çevreyle fazlasıyla şekillenir- tamamen olmasa da.

Ve çevresini arar her yerde. Yumuşak koltuklarda büyüyen yumuşak koltuklarsız zor yapar. Türkülerle büyüyenler türküsüz zor yapar. Kitaplarla büyüyen kitapsız…

Pek basit bir denklem belki ama fazlasıyla da geçerli… İnsanoğlu sandığımız kadar adaptasyon kabiliyeti yüksek bir organizma/sistem değil ki. En fazla hadi 2 standard sapma yükselsin bildiğinden. Yok 3 standard sapma yükseğini yapan, var mı?

Herkes alıştığını arar. Ve bir Türk atasözü gelir aklıma

Alışmış kudurmuştan beterdir, diye.

Öyle işte.

Ailenin verdiğini ararsın ömür boyu. Ya da birazcık daha iyisini. Ama asla en iyisini değil.

Enfeksiyon Uzmanları

Tam bir tipolojidirler. Maskeleri her zaman takılı. Hep bir kaç etek boyu mesafede, ve en küçük klinik gözlemden en büyük hastalıkları muhtemel görebilen o hekimler.

Lenf bezleri şişmiş mi? Hemen bir HIV bakalım.

Ya hu HIV bakmadan önce bir hastanın profiline de bakın, HIV kapacak hasta mı bu?

Boşu boşuna ne gerek var, kasırgalar estirmeye, taş çatlasa EBV’li ya da CMV’li vücutlarda?

Aileyi suçlamak- Kurban Psikolojisi

Çocukluğunda ve sonrasında ailenin sana yaptıkları için ya onları sonsuz bir döngüde suçlayabilirsin…

Ya da onların bunları sana yaparken, ne kadar zavallı olduğunu görüp kendine değil onlara merhamet edersin.

Maziyi sonsuza dek suçlayabilirsin, çözümsüz kalırsın.

Farkı kendin yaratabilirsin. Bırak zavallı aileni suçlamayı, onlar o kadar biliyorlar-dı…

Ultimatom: Ya o, ya ben…

Ne olursa olsun her zaman dost kalacağız diye sözler verdiğin herkesten vazgeçebiliyorsun

Çünkü sonunda insan hep kendisini seçiyor…

Yeni yolları…

Ya da bazen en sevdiklerin sana cebren bir yol seçtirtmek istiyor.

Ya o ya ben…

İşe yaramaz bunlar.

Ben bir kez yaptım o hatayı.

Çok sevdiğim bir kız arkadaşıma tokat attı sevgilisi.

Ona dedim ki:

”O çocuğa dönersen ben yokum.”

O da döndü. Ben de bir daha olmadım.

Ama şimdi geriye bakıyorum da, keşke olsaymışım.

Onu öyle zor zamanlarda yalnız bırakmasaymışım.

Tecrübe ile öğrendim,

En yakınını yokluğunla tehdit etmemeyi…

Oysa herkes sanıyor ki, bu bütün sorunları çözer.

Aşkı ve tutkuyu bile…

Yanılıyorlar…

Benim gibi yaşayıp öğrenene kadar.

Kimse kimseyi yokluğuyla tehdit edemez.

Akacak kan ne zaman durmuş damarda?..