Aileyi suçlamak- Kurban Psikolojisi

Çocukluğunda ve sonrasında ailenin sana yaptıkları için ya onları sonsuz bir döngüde suçlayabilirsin…

Ya da onların bunları sana yaparken, ne kadar zavallı olduğunu görüp kendine değil onlara merhamet edersin.

Maziyi sonsuza dek suçlayabilirsin, çözümsüz kalırsın.

Farkı kendin yaratabilirsin. Bırak zavallı aileni suçlamayı, onlar o kadar biliyorlar-dı…

Ultimatom: Ya o, ya ben…

Ne olursa olsun her zaman dost kalacağız diye sözler verdiğin herkesten vazgeçebiliyorsun

Çünkü sonunda insan hep kendisini seçiyor…

Yeni yolları…

Ya da bazen en sevdiklerin sana cebren bir yol seçtirtmek istiyor.

Ya o ya ben…

İşe yaramaz bunlar.

Ben bir kez yaptım o hatayı.

Çok sevdiğim bir kız arkadaşıma tokat attı sevgilisi.

Ona dedim ki:

”O çocuğa dönersen ben yokum.”

O da döndü. Ben de bir daha olmadım.

Ama şimdi geriye bakıyorum da, keşke olsaymışım.

Onu öyle zor zamanlarda yalnız bırakmasaymışım.

Tecrübe ile öğrendim,

En yakınını yokluğunla tehdit etmemeyi…

Oysa herkes sanıyor ki, bu bütün sorunları çözer.

Aşkı ve tutkuyu bile…

Yanılıyorlar…

Benim gibi yaşayıp öğrenene kadar.

Kimse kimseyi yokluğuyla tehdit edemez.

Akacak kan ne zaman durmuş damarda?..

Koruyan ve Saklayan Kişi

Kafası azıcık kıyaktı-

Ama kalbi her zamanki gibi pamuktandı.

Özleşmişiz konuşmayalı-

Beni sordu- kendini söyledi,

Sonra da yeni kararlarım için aldı eline sazı-

Yumdu o canım gözlerini.

Bir ana, bir babaydı o an, belki kaçıncı kere yine.

“Seni mutlu eden”…

Dedi…

“Benim başımın tacıdır.”

Dedi…

“Ama biliyosun,

Sen benim bu hayattaki “first circle” ımdasın,

Seni üzeni de…” azıcık ağzını bozdu ama,

Öyle samimi, öyle sevgiyle…

Sözcüklerimi sevilme mutluluğunda kaybettim.

Sadece yüzüm gülmekten acımak üzereydi,

Gülüyor, gülüyor, gülüyordum.

O ise söylüyor, söylüyor, söylüyordu.

Koşulsuz ve kitapsız benim arkamda oluşlarını…

Milyar dolar ile alınamayacak büyük bir kuvvetti

Ve ben ne şanslıydım.

Bazen sorarım, bu sevgiyi hakedecek ne yaptım?

Ve ekledi:

“Ben de sokak çocuğuyum,

Kimse unutmasın,

Seni üzeni,

Bi güzel …. (üzüveririm)” dedi işte.

Bazen bildiğim, ama inanamadığım sevgisinin karşında sadece gülümsedim, kaldım….

Insanoğlu semi sosyal midir?

Insan gerçekten sosyal bir varlık mıdır?

Eğer hala cevap evetse,

Sosyal türlerin en asosyali olmalıyız.

Evler, evlerin içine bile odalar,

Odaların arasına duvarlar koymuşuz.

Muayyen bir zamana kadar sosyalliğe katlanabiliyor,

Uzun süre mahrum kaldığımızda ise bu sosyallikten,

Tuhaf dediğimiz o insanlara dönüyoruz.

Evet, ne sosyal ne asosyal insanoğlu belli ki,

Ancak belirtmeliyim ki,

Sanılan da çok daha az sosyal-

Nezaket ve sabrın bittiği noktada,

Başka birilerine/birine maruz kalmak asabileştiriyor bizleri.

Semi sosyal” demeli Homo sapiens sapiens’lere.

Belki de o bile bazen sosyallik meylimizi olduğundan biraz fazla tanımlıyor.

Bu tanımı (semi-sosyal) sosyoloji çalışmalarında insandan bahsederek kullanacağımız günlere!..

Kök Aile

Kök aile ne tuhaf bir topluluk.

Seçimlerin onların isteklerine uymadığında

Yoksayan, uzaklaştıran, ve rest çeken?

Oysa insanın kendi kurduğu aile öyle mi?

Seni kendi seçimlerinle de destekleyebilenler.

Hem de çok insan lazım mı?

Seni senin seçimlerinle kabul edebilen 1-2 insan olduktan sonra,

Ay benimle olduktan sonra,

Yıldızın kuyruğuna çarpıyim demiş Orhan Kemal…

Satürn

Astrolojiye inanmayanlardan olmak isterim.

Satürn döngüsünü bilmemek mesela.

Her şey “unlearn” edilebilir

Sakin ol, bu da geçecek ya hu,

En azından ya satürn döngüsü, ya da astrolojiye inancın…

Trains

The trains in Germany keep having delays now.

Which makes a person that is hardly ever on time- later than ever.

Or perhaps, more on time for things that were out of the plan?

Rüyamdaki küçük kız

Rüyamda o küçük kızı gördüm, daha 7’ye basmamış.

Annesi ve babası kavga ederken yere oturup duvara yaslanmış, dizlerini göğsüne çekmiş, orada öylece duruyor. Ağlamıyor; kavgaları ve bağırışmaları kanıksamış.

Ama bir yerde de acı çektiğini tahmin edebiliyorum. Kavga işitmekten bıkkın.

Gidip saçlarını okşuyorum. “Büyüyünce hiç evlenmek istemiyorsun, değil mi?” diye soruyorum. Başını yukarı aşağı sallıyor.

Yaşı daha altı küsur — Piaget’nin işlem öncesi döneminde hâlâ. Doğum gününe az kalmış; yazın 7 olacak. Yazın artık “Somut işlemler evresi”ne geçecek. O zaman bazı şeyleri daha iyi anlayabilecek.

Mesela bir kız çocuğu tanırdım — yaşını tam bilemiyorum; yaşı işte çocuktu. Anne ve babasının her kavgasında onların ayrılmasını isterdi, boşanın diye gidip annesine yalvarırdı. Ama hep öyle değilmiş; erken çocukluk zamanlarında barışsınlar istermiş. Bakmış ki kavgalar hiç sönmüyor ve bu bir döngü. Çocuk o döngüyü anlayacak yaşa geldiğinde (ki yine yaşı çocuk — ilkokul çağları) “Boşanın anne, ne olur” diye yalvarırmış.

O kızı anımsattı bu küçük kız bana. Ama yaşı belki o çocuktan daha mı büyüktü, ne — rüyamdaki bu kız, birlikteliklerinin verdiği acıyı henüz algılayamamış olabilir. Rüyamda anne ve babasına “Hadi barışın” deyince mutlu oluyor gibi; hâlâ o uçsuz bucaksız kavgaların bitebileceğine kanabiliyor. Sınırda işte. Yakında o da bitsin, ayrılsınlar isteyecek; ama emin değilim şu an tam olarak nerede olduğundan. Hâlâ barışıp mutlu olabileceklerine inanan o çocuksu tarafı belki de daha baskın.

Başını okşuyorum. “Bir kız tanırdım, o da senin gibi kavga içinde büyümüş. Çok üzülürmüş ama büyüyünce çok güçlü bir kız olmuş. Sen de öyle olacaksın, merak etme,” diyorum.

O belki o an güçlü olmak istemiyor. Sadece kavganın yokluğunu istiyor.

Belki de çok öncelerde tanıdığım o kız gibi, iki ayrı evde kavgasız bir hayat hayal ediyor.

Belki de bunları düşünebilmek için hâlâ çok küçük.

Ama tek evde, bu kavgalarla hayat güzel geçmeyecek; bıkkınlığı yüzünden görülüyor.

O kızı bir daha görmek istiyorum. Onu kavgasız, neşeli müziklerle dolu yerlere götürüp dans ettirmek istiyorum. Bilmem… öyle işte.