İlişkilerde Sınıf Farkı & Annie Ernaux, Genç Adam

Otuz yıl önce olsa ona yüz vermezdim. O zamanlar, bir erkekte alt tabaka kökenimin izlerini, ” avam” bulduğum … şeylere katlanamazdım. Ağzını bir parça ekmekle silmesini ya da şarap koymamı istemediğinde elinin bardağının üzerine koymasını umursamıyordum. Bütün bu işaretleri fark etmem…. artık onunla aynı dünyada olmadığımın kanıtıydı.” diye yazıyor sevgili Annie Ernaux kısa kitabı Le Jeune Homme‘da.

Çağdaş yazar sevemem diyorum 10 yıl önce. 10 yıl önce çağdaş dünya edebiyatını bu kadar sevebileceğime imkan vermezdim. Sonra önce Tezer, sonra Annie işte… Beni cesaret ve gerçeklikleriyle sardı sarmaladılar.

Bu kısa recit’inde (anlatı), yaş farkından ziyade sınıf farkını vurguluyor. Her ne kadar 30 yaşa yakın yaş farkı olsa da sevgilisiyle arasında, gözüne onun gençliğinden dolayı gelen bilgisizliği ve toyluğu değil de, sınıf farklarından dolayı oluşan avamlığı ve kültür uyuşmazlığı batıyor.

Çok okuyan mı bilir, çok gezen( yani yaşayan) mı bilir derler.

Eğer Annie gibi otobiyografik anlatıları böylesine cesaretle anlatan yazaları okuyorsanız, çok okuyan sizler bilirsiniz.

Ama Annie gibisi çok yok. Bir Tezer Özlü var işte benzettiğim, Çağdaş Türk edebiyatından.

Eğer bu yazaları okumuyorsanız, çok yaşayan bilir.

Çok yaşayan bilir ki yaş farkından bile daha zordur bir ilişkiyi yürütmek, aradaki sınıf farkıysa…

Umarım okuyarak öğrenir de deneyerek zaman / sabır / ve ilerleme kaybetmezsiniz.

AŞK- IŞK- IŞIK

Aşkım en güzel tarafıdır,

Bitmesi…

Ve en tatlı tarafı ise,

İlk günleri…

Aşk, ışk – sarmaşık derler.

Işk- ışık diyeceğim ben.

Işık gibi hıphızlı gelir, sana nüfuz eder, hıphızlı gider.

Kalmamalı geriye tortusu.

Aşk dediğin sadece o an var.

Geriye kalırsa parçaları, adı aşk olmaz onun.

Özlemdir o. Alışkanlıktır.

Ama aşk değildir.

Aşk sana vurur, seni baştan aşağı değiştirir ve kendisini de alır gider.

Yaşasın Işk!!

Ve mutlaka, Ölesin de Işk !!

Kalbim çocuk

Sana şiirler yazmak istiyorum,

Şiir yazmadan

Sevgiler nasıl gösterilir inan bilmiyorum.

Ama yazamıyorum-

Yazmaktan çekiniyorum yani.

Biliyorum,

”Abartıyorsun” diyeceksin.

”Her şeyi” diyeceksin

”Uçlarda yaşıyorsun!”

Diyeceksin…

Düşüne kalacağım…

Saklamalı gizlemeli mi yani diye,

Bilmem kaç bininci kez

Doğduğumdan beri

Gene insanlığa küseceğim,

Ama umudum bitmeyecek

Bir gün aşkları saklamadan da

Yaşayabileceğiz

Ve saklayarak kıymetlenmeyecek illa

Sevgimi gösterdiğimde, avaz avaz belki de,

Suçlu olmayacağım,

Ya da daha az değerli…

Dönüşmeliyim elbet,

ve büyümeliyim her geçen gün

Ama susmalı mıyım duyguları?

Söylememeli mi aşkı, heyecanı veya hüznü?

İnan- ben bu dünyaya karşıyım.

Babam var, adanın birinde, ıssız, ama keyfi yerinde.

O şiirleri sever,

Dinler, gülümser.

Şiirler yazacağım ona,

Okuyacağım geçip karşısına.

Romantik ruhumu

Yaşamaktan vazgeçmeyeceğim…

Gözlerim yaşlı,

Kalbim duygularla dolu…

Ben hep yazacağım…

π

Beyazlar içinde…

Beyazlar içinde,

Bir sarı papatyaydı bugün,

Kamelyalı kadın.

Kelimeler yazıp siliyorum.

Türkçe’si yok işte.

Idolâtrie”  olmalı bu.

Bundan böyle;

”Filizperestlik” diye çeviriyorum Türkçe’ye.

Yaratmalı tercümesi olan kelimeleri yok ise.

π

Baba Kız Günü

“İnsan bir kere âşık olur; diğerleri hep ondan izler taşır.”

Bir kızın ilk aşkı babasıdır derler. Ama bazı babalar yalnızca sevmez, kendin olmana yol açar. Kendi yolunu bulman için çekilir ama seni hep ayakta tutar.

Benim babam beni sıradan bir kalıba sokmadı. Küçüklüğümden beri “Profesör kızım!” dedi, yetmedi “Ordinaryüs kızım!” diyerek bilginin, düşüncenin, dik duruşun her şeyin üstünde olduğunu hatırlattı. “Kimse için boynunu eğmeyeceksin.” dedi.

Sabahattin Ali’leri, Dostoyevski’leri ve Woolf’ları öğreterek büyüttü beni. Frank Sinatra’nın “Don’t change a hair for me” dediği gibi, başkaları için değişmemem gerektiğini, kendime ihanet etmemem gerektiğini kulağıma küpe etti. Ama en çok Atatürk’ü konuştuk. Bir fikri sevmenin yetmeyeceğini, onu her zeminde ve her şartta savunmanın bir varlık meselesi olduğunu da öğretti.

Nietzsche’nin dediği gibi: “Kendi yolundan giden kimseye kimse rakip olamaz.” Bana öğretilen buydu. Ödün vermemek. Sürüye karışmamak. Hiçbir masaya eğilerek oturmamak. Kalabalık içinde yalnız olmayı göze almak. Karakterinden güç almak. Ve bunları öğütleyen biri olarak, beni her zaman dimdik karşısında görmek istediğini de bilirim.

Bugün nerede konuşursam konuşayım, nasıl bir masada oturursam oturayım, içimde hep onun sesi var. Beni var etmeye çalışmadı, zaten var olduğumu bildi.

Benim babam sadece sıradan bir baba değil, o benim sıradışılığıma imzayı atan annemin fikirlerinin altına damgasını vuran adam.

Übermensch ruhumu gerçekleştirmeye giden yolda beni Untermensch’lere uyum sağlattırmadığınız için sonsuz teşekkür ederim.

Sevgililer Günümüz kutlu olsun. ❤️ İlhan Şengül

(Bir 29 Ekim Anısı, Dolmabahçe Sarayı)