“İnsan bir kere âşık olur; diğerleri hep ondan izler taşır.”
Bir kızın ilk aşkı babasıdır derler. Ama bazı babalar yalnızca sevmez, kendin olmana yol açar. Kendi yolunu bulman için çekilir ama seni hep ayakta tutar.
Benim babam beni sıradan bir kalıba sokmadı. Küçüklüğümden beri “Profesör kızım!” dedi, yetmedi “Ordinaryüs kızım!” diyerek bilginin, düşüncenin, dik duruşun her şeyin üstünde olduğunu hatırlattı. “Kimse için boynunu eğmeyeceksin.” dedi.
Sabahattin Ali’leri, Dostoyevski’leri ve Woolf’ları öğreterek büyüttü beni. Frank Sinatra’nın “Don’t change a hair for me” dediği gibi, başkaları için değişmemem gerektiğini, kendime ihanet etmemem gerektiğini kulağıma küpe etti. Ama en çok Atatürk’ü konuştuk. Bir fikri sevmenin yetmeyeceğini, onu her zeminde ve her şartta savunmanın bir varlık meselesi olduğunu da öğretti.
Nietzsche’nin dediği gibi: “Kendi yolundan giden kimseye kimse rakip olamaz.” Bana öğretilen buydu. Ödün vermemek. Sürüye karışmamak. Hiçbir masaya eğilerek oturmamak. Kalabalık içinde yalnız olmayı göze almak. Karakterinden güç almak. Ve bunları öğütleyen biri olarak, beni her zaman dimdik karşısında görmek istediğini de bilirim.
Bugün nerede konuşursam konuşayım, nasıl bir masada oturursam oturayım, içimde hep onun sesi var. Beni var etmeye çalışmadı, zaten var olduğumu bildi.
Benim babam sadece sıradan bir baba değil, o benim sıradışılığıma imzayı atan annemin fikirlerinin altına damgasını vuran adam.
Übermensch ruhumu gerçekleştirmeye giden yolda beni Untermensch’lere uyum sağlattırmadığınız için sonsuz teşekkür ederim.
Pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine, Uzanır Narkissos av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere Gidermek isterken susuzluğunu, artıyordu bir yandan susuzluğu; içtikçe suya vuran güzelliğine hayran, Seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini Donakaldı Paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle kımıldamaksızın, bakıyordu kendi kendine şaşkın şaşkın… Bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor, İsterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi yakan ateşi tutuşturan da kendisiydi