Here is a humane warning to my successful and good hearted connections:
Unfortunately envy is a real human emotion that surrounds all of us. In some cultures, we stay away from the evil-eye (Nazar) to protect our own goodness, in some we just have to more discrete. But anywhere, envy will come out when one becomes a better person- while the mouths would say ” Congratulations.” the hearts would be saying vice versa.
Thus, beware of sharing good news of your life even in here. It is hard to know who really is happy for your goodness- and who is clandestinely searching for your mistakes. Sad but true, not everyone wants everyone’s goodness, success and health.
Protect your self from envy by not sharing the good things in your life.
Remember:
Envy is a a wish to destroy what the other person has.
Mayıs ayının ilk haftasında, abim Atilla Volga’nın yeni şarkısı dijital platformlarda yayımlandı. Bu onun ilk şarkısı değil. Ama ilk kez “her şeyi kendi başıma yapacağım” inadından vazgeçip profesyonel bir stüdyoda, uzman bir ekiple çalıştı. Bu müzikal bir sıçrama olduğu kadar, psikolojik olarak da bir ego gücünü temsil ediyordu: Bir sanatçının gelişiminin, bireysel sınırlarını tanıyıp diğerlerini dahil edebilme cesaretine evrildiği bir eşikti bu.
Bu yüzden bu şarkı, yalnızca bir parça değil bizim için. Ailede yıllardır büyüttüğümüz üretim kültürünün dışa açılan ilk büyük kapısıydı. Paylaştım. Sevinmek isteyen sevinir diye düşündüm. Ama gelen sessizlik, içimde büyük bir yankı yaptı.
Çoğu cevap bile vermedi. Bazıları yüzeysel ve mesafeli yanıtlarla geçiştirdi. Yakın arkadaş bildiklerimden bile doğru dürüst bir “tebrikler, gurur duydum” cümlesi duymadım. Ve orada şunu fark ettim:
Gerçek dost, kötü gününde değil, iyi gününde belli oluyormuş.
İyi Günde Sessiz Kalanlar: Psikolojik Bir Okuma
Bu gözlem sıradan bir kırgınlık değil. Psikolojik olarak çok anlamlı. Neden birinin başarısı karşısında çoğu insan ya sessiz kalır ya da küçümseyerek yaklaşır?
Narsistik Yaralanma ve Başkasının Işığı
Kohut’un kendilik psikolojisine göre, insanlar kendi yeterlik duygularını başkalarının onayıyla regüle eder. Ancak “başkası” aşırı başarılı olduğunda, bu durum kendi narsistik yapımızda kırılmaya neden olabilir. Çünkü o başarı, kişinin “ben de önemliyim” hissine bir tehdit gibi algılanır.
Bu tehdit, destek değil, geri çekilme ve küçümseme davranışıyla karşılık bulur.
Bağlanma Kuramı ve Güvenli Olmayan Tepkiler
Bağlanma kuramına göre, güvenli bağlanmamış bireyler (özellikle kaçıngan ya da dağınık bağlanma stillerinde) duygusal yakınlık gerektiren anlarda donakalabilir. Sevinç gibi pozitif duygular, içlerinde kendi yoksunluklarını tetikler. Bu da onları duyarsız ya da mesafeli tepkilere iter.
İyi günde kayıtsız kalmaları, aslında duygusal işlemleme yetersizliklerinin bir göstergesidir.
Haset (Envy) ve Psikanalitik Dinamikler
Klein’ın teorisine göre haset, bir başkasının sahip olduğu şeyi yok etme isteğidir. Bu, sadece “benim de olsun” değil, “senin de olmasın” biçimindedir. Haset duygusu, özellikle yakın çevrede tetiklenir çünkü kişi kendini doğrudan kıyaslar. Ve bu yıkıcı duyguyla başa çıkamayan bireyler, desteklemek yerine yok saymayı, küçümsemeyi ya da susmayı tercih eder.
Duygusal Zekâ ve Duygudaşlık Kapasitesi
Daniel Goleman’ın tanımladığı duygusal zekâ, kişinin yalnızca kendi duygularını tanıma becerisi değil, başkasının duygularını da taşıyabilme kapasitesidir. Sevincine ortak olamayan biri, empatik olarak gelişmemiştir. Duygudaşlık, acıya olduğu kadar sevince de gösterilmelidir. Oysa birçok ilişkide bu kapasite yoktur.
Mentalizasyon Boşluğu (Fonagy & Bateman)
Mentalizasyon, birinin içsel dünyasını hayal edebilme kapasitesidir. Mentalizasyon yetisi gelişmemiş kişiler, diğerinin başarı hikâyesini sadece “olay” olarak algılar, “duygu” olarak taşıyamaz. Bu yüzden yüzeysel tepkiler verir. Gerçek bir “senin için sevindim” diyemez çünkü başarıyı bir duygu değil, durum olarak okur.
Sosyal Biliş ve Tehlike Algısı (Social Threat Bias)
Başarı, bazı insanlar için bir tehdit unsuru gibi algılanır. Özellikle bireyin benlik değeri çevresinden gelen takdirle inşa ediliyorsa, yakınının öne çıkması o kişinin görünmezliğini pekiştirir. Ve bu görünmezlik duygusu, saldırgan değil ama duygusal geri çekilme ile tepki verir.
İlişkisel Olgunluğun Göstergesi olarak destek vermek.
Destek vermek bir story değil, bir refleks değil, bir içsel yapı meselesidir. Gerçek destek, kişinin kendi kıskançlığıyla, eksikliğiyle, gölgesiyle yüzleşebilmesini gerektirir.
Bu yüzden az kişi destek verir.
Çünkü az kişi kendi gölgesini taşıyabilir.
Ve ben bunu gördüm.
Yanımda olanlar gerçekten oradaydı:
Kübra gibi, İlayda gibi, Ayça gibi…
İçten tepkiler veren, paylaşan, yürekten kutlayan insanlar. Onların desteği sadece samimiyet değil, aynı zamanda ilişkisel olgunluk göstergesiydi.
Desteklemeyenler mi? Onlar zaten hiç orada olmamış.
Bir Bahar Temizliği: Duygusal Ayıklama
Bu sessizlikler bana çok şey öğretti. Bazı insanlar hayatımızda “yakın” ama “görünmez.”
Bazı insanlar ise sadece iyi gününüze tahammül edemez.
Eğitimler, sertifikalar, diplomalar, makaleler, konferanslar, kongreler, sunumlar, stajlar, stajyerler yetiştirmelerle dolu sistemin onayladığı sıkıcı denecek hayatımda benim tam aksime sonsuz yaratıcılığı, müzikal / matematiksel dehasıyla sistemi büken bir müzisyenle büyüdüm. Radyasyon fizikçisi, tango dansçısı, satranç ve boks antrenörü, maraton koşucusu, alternatif rock müzisyeni, besteci / güfteci ve bilmem daha neler, inan unuttum…
Bu ruh’a maruz kalarak sıradanlamış- gri renge boyanmış- memur’ca bu hayatı- yağlı boyayla ”yeniden doğuran” benim rönesansım: Atilla Volga’nın yeni ”teklisi” tüm dijital platformlarda…
Yazıma, Türk topraklarında doğmuş, büyümüş ve üniversiteye dek Türkiye’de eğitim almış bir Türk vatandaşı olan, Türkiye’nin ve dünyanın saygın ekonomistlerinden Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun Nobel Ödülü’nü kıvançla tebrik ederek başlamak istiyorum!
Kurumların nasıl oluştuğu ve refahı nasıl etkilediğine ilişkin çalışmalarda bahsedilen, ilerlemeden yoksun kalan ülkelerle ilgili metni paylaşıyorum.
”Bazı ülkeler, sömürücü kurumlar ve düşük ekonomik büyüme ile sıkışıp kalırlar. Kapsayıcı kurumların getirilmesi, herkes için uzun vadeli faydalar sağlayacaktır, ancak sömürücü kurumlar, iktidardaki kişiler için kısa vadeli kazançlar sunar. Siyasi sistem, iktidardakilerin kontrolü elinde tutmalarını garanti ettikçe, hiç kimse gelecekteki ekonomik reformlar için verdikleri sözlere güvenmez. Ödüllülerin görüşüne göre, bu nedenle hiçbir iyileşme gerçekleşmez.’‘
Ülkemizin iktisadi düzlemdeki sömürü düzenine yakından tanık olan Prof. Dr. Daron Acemoğlu, ne mutlu ki, bu trajediden faydalı kuramlar çıkartmış ve her ne kadar ekonomik ve teknolojik olarak ilerleyemesek de, bize Ekonomi dalında bir Nobel getirmiş.
Taşların içinden çıkan bir çiçek gibi... 🪨🌿🪨
Böylesi vasat bir ekonomiden Nobel ödülü çıkaran bu vatan daha neler neler çıkartmaz.
Sahi, sayın Devlet Bahçeli çok değil bir 9 ay kadar önce şu barış elini uzatsaydı muhalefete, kim bilir şimdi o da Nobel Barış Ödülünü getirirdi bize hayırlı bir cuma gününde.
Tüh!..
Kıl payı kaçırdık bu sefer.
Umuyoruz seneye “siyaseten” bir barış eli daha uzatır,
Çocukluğumdan beri hayatımın bir parçası olan sevgi dolu, çalışkan ve Türk basınında bir önder olan sevgili Güneri amcayı bugün uğurladık.
6 ay önce dostu Türker İnanoğlu’ya köşesinde ”cankuşa veda” diye yer vermişti…
Şimdi sana cankuşa veda diye yazacak biri yok belki, ama duayen’e, ve bir çok genç okur yazarın önünü açan sana, Güneri amcama veda diye yazanlar boldur…
Ben de, geç doğmakla senin gibi öncülere doyamayanlardan olmakla muzdaribim. Oysa çocukluk yıllarıma sevgi dolu gülüşünle girmiş olmadan dolayı şanslıyım.
İyi ki Türkiye’den bir Güneri Cıvaoğlu geçti…
Gazeteyi, dürüst basını, ve gazeteciliği seninle sevdik!
En sevdiğim yazardan sana bu elvedayı yazmak istedim…
”Elveda! Elveda sevgiliye, elveda sarılara, morlara, yeşillere, kırmızılara, turunculara elveda; elveda KARAKÖY – KADIRGA otobüslerine, onun semtine, evinin terasına, terası gözüken kahveye, kahvedeki bayat çayı taze niyetine içtiğim anların mutluluğuna, onun semtindeki kedilere, köpeklere, bozuk parke taşlarına, sütçüye, sütçünün beygirine, beygir nallarının bozuk parkelerde çıkardığı o harikulade sese elveda! Elveda onu düşünerek içtiğim rakılara, yediğim ızgara balık, roka salatalarına… Elveda!” -Orhan Kemal
Kıymetli sanat eleştirmeni Doğan Hızlan amcamın da eşliğinde dün gerçekleştirilen Eleştiri ve İnceleme Ödül törenine dair bir anı olarak bu yazıyı paylaşıyorum.
Bir şeyi eleştirebilmek için onu iyi bilmek ve takip etmek gerekir. Sanatı ika edenler kadar sanatı takip edenler de gereklidir. Her sanat dalı seyirciye ihtiyaç duyar diyemem. Bazen sanat eseri sadece sanatçısı için vardır. Ancak, edebiyat ve siyasi söylevleri içeren yazılar mutlaka okuyucuya muhtaçtır. Bu yüzden, edebiyat gibi insan ve toplum bilimlerinin varoluş sebebi onu okura ulaştırmaktır.
Edebiyatı ve siyaseti takip edenler kadar bunu olabildiğince tarafsız eleştirebilenler de iyi ki var.
Doğan amca da bu kıymetli yazarlardan biri. Bize sanattan haber verdiği için ona teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Evet, doğru duydunuz. Maddi varlığının son buluşundan neredeyse bir asır sonrasında bile Atatürk, hala tehlikeli.
İnstagram’ın Atatürk paylaşımlarına engel koymasına hiç şaşırmadım. Her Avrupa ülkesinde Türk’lerle ilgili sanat eserlerine, hatta müzelerde koskoca bölümleri, hatta bir koca katın hepsini (Viyana Sanat Müzesi , Kunsthistorisches Museum) yetmeyip 3 katlı bir müzeyi (Ephesos Museum) Türklere ayırdıklarına defalarca kez şahit oldum. Türk’lerden kalan sevimli (!) hatıraları müzelerde, kiliselerde (St Stephansdom, Çan) , yer yer parklar ve caddelerde yaşattıklarını görmek sıradanlaştı. Türkenstraße (Türk caddesi) , Türkenschanzpark, Tyrkisk Pepper (Norveççe: Türk biberi) ve daha bir sürü şey…
Korku , öğrenilebilir bir duygudur (John B. Watson ”maalesef” bize bunu gösterdi)… Biraz olsun tarih bilen bir Avrupa’lı, Türk’lerin düşünce ve irade gücünden korkmayı öğrenmiş.
Türk, elbette Atatürk’le başlamadı. Türk’ün varoluşundan beri muhtelif zaferleri dillere destan olmuş, ancak Türklüğün en onurlu ve çağdaş sembolü olan Atatürk, çökmekte olan ”Avrupa’nın hasta adamı” nı baştan aşağı edip, bir de bu hasta adamı tedavi etme hilesiyle mirasını paramparça etmek isteyen bütün Avrupalı nazik doktorları alaşağı etmiş…
Böyle hasta bir adamın nasıl bunca doktorun ilacını yutmayıp, onlara hapı yutturduğuna hala inanamıyorlar. Mantıklarının çözemedikleri bu gizden de, el mahkum, korkuyorlar. Çünkü bilinmeyen korkuyu yaratır, var olan korkuyu büyütür.
Korkmakta
ve hatta Türk zekasının ve azminin simgesi olan Atatürk’ü tehlikeli bulmakta haklılar.
Çünkü Atatürk bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, bize husumet besleyen ülkelere tehlikesi hala gerektiğinde ortaya çıkmak üzere mevcudiyetini korumakta…
Çünkü…
Mustafa Kemal’ler tükenmez!!! 🇹🇷
️İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.
-Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Dipnot: . Gazi Paşa yurdun tehlikeden uzak olduğu surette barışçıldı. Türk milletini tehdit eden her ahval ve şeraitte, yurtta barışı korumak için cihanda barışı bozmaya hazırdı. Saldırıyı elinden geldiğince asgari tutmak istese de, Atatürk’ün kırmızı çizgisi Vatan’ın birlik ve dirliğiydi. Yurt’ta sulhümüzü bozanlar olduğu zaman cihanda olan sulhü de bozmak gerekli olacaktır. Unutmayın, bir toplumun barışını bozmak savaştır… Bu yüzden, önce Yurtta sulh, sonra cihanda sulh!