The trains in Germany keep having delays now.
Which makes a person that is hardly ever on time- later than ever.
Or perhaps, more on time for things that were out of the plan?
The trains in Germany keep having delays now.
Which makes a person that is hardly ever on time- later than ever.
Or perhaps, more on time for things that were out of the plan?
What relationships have a positive impact on you?
The ones that really analyse you and show you where you can build on but also can compliment you at times.
Time is enlarging in here. Time is never short. No traffic, no busy roads either with people nor any vehicles. Life is to live for me. Is not it funny? It does not feel like you live your life in a very metropolitan city. It feels like you always have to rush and should never run out of excuses.
Lateness becomes the routine… A very stressful routine that makes relationships, meetings and socialising less bearable.
Remember the clichee, Germans are punctual. The reason is their roads are open, their trains, trams, and buses are mostly on time, the system is working like clock. You can only be late if you fall asleep. Is it the same in many other countries? Only in some nordic and anglo-saxon cities, but definitely not in central/eastern/southern Europe, or Asia where the population grows faster than the corn.
Things are mostly late in London/Istanbul (and probably other cities that I have not been to such as Mumbai, New York, and Tokyo?) Just guessing. But not the same in most German cities, and most certainly Hamburg. Hamburg has great city planning and great engineers. Here you do not get stressed over being late unless things haven’t been in your favour that day. As you can see, this gives me so much comfort. I’m tired of crowded and lamely engineered city roads/railways. Even in London I would say the same for the railways. If you would like to get from North London to North East London, you cannot take a train straight to the east: You have to go back down, then up and right again. So much loss of time and patience. And you are very likely to be late even if your calculations assumed you were to be there a little earlier.
Let me stop digging further on transportation. I just wanted to describe my peace in this cleverly engineered city. I feel good to be on time, without thinking of all the consequences any more.
I think that makes a chapter on its own, so let me leave it here.

Kaygılı sevgisinin altında,
Kaçıngan bir aşık yatar.
Bilmezsiniz.
Siz onu hep sizi sevecek sanırsınız,
O da öyleymiş gibi sever.
Kaçması gitmesi,
Bir göz kırpışındadır.
Bir kasırganın içinden geçerken,
Sadece hissetmek istedim.
Bu sefer de dedim ki,
Ne gerek var?
Yazmaya her şeyi!
“İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.”
Diyor Oğuz Atay.
Büyük oranda doğru olduğunu yaşarken farkediyor insan.
Kimin için ne kadar büyük savaş verirsen, o kadar büyük yeniliyorsun.
Tabii akademik yolculuktan bahsetmiyorsa… O yolda hiçbir şey birdenbire olmuyor, belki de akademi için de geçerlidir. O kadar da güzel olmadığı için birdenbire olmuyordur, kim bilir 🙂
Ama bir çift terapisti olarak aklım her zaman ilişkilere gidiyor en önce. Akademiden de önce.
Güzel ilişkiler öyle çok yormaz. Elbet emek gerektirir ama sürüncemede bırakmaz. Aylar boyunca askıda kaldırmaz seveni.
Tutkularda olduğu gibi sevgilerde de böyledir. Tutku kadar hızlı akmasa da sevginin yolu, gene de bekletemez sevdiğini, e hele tutku da girince işin içine, elini daha çabuk tutar.
Elbet kadın ve erkek arasında hız açısından farklılık olur, ve erkek daha hızlı olur, doğası gereği hızlı olmak ve kovalamak için vardır. Ancak bunun da sonsuz bir kovalama olmadığını hatırlıyorum.
Yumurta çatlamadan yakalamalıdır yumurtayı. Ve yumurta çatladıktan sonra kovalamanın anlamı kalmaz. Bu yüzden zamanı vardır o kovalamanın da. Limitsiz değildir, olamaz da doğaya uygun olarak.
Hücrelerin yaşlanmasını durdurana kadar, birdenbire olmalı her şey. Hücrelerin yaşlanması durdurulursa, sonsuza kadar peşinden koşabilirsiniz kadınların.
Durana dek, birdenbire olmalı. Aylar, yıllar sürmemeli azizim.
Hayat kısa, aşklar kaçıyor.
Aşk Terapisti
Hiç kimsenin yüzyüze bile bir kez konuşmuşluğu olmadan, bir kişi hakkında çok kesin yargılara ulaşmış olduğuna şahit oldunuz mu? Öncelikle hak vereceğiniz gibi birinin kişiliğiyle ilgili yorumlar yapabilmemiz için – bu tarihi bir figür değilse şayet – onunla tanışıyor olmamız ön koşuldur. Başkalarının dedikleriyle ilerlerken, bilgi kirlenmesine uğradığımız kaçınılmazdır. Her ne kadar kişilik bazı majör vurgular gösterse de, ilişkiler subjektif yorumlara dayanır. Bu yüzden özellikle çift terapisinde, terapist her iki tarafa karşı da destekleyici bir duruş göstererek iki tarafı da yargısız dinlemeyi öğrenir ve uygulamalıdır. Hiçbir zaman tek bir taraf tamamen hatalı olamaz. Uç örneklerde – sadakatsizlik vs. gibi – gene de aldatan tarafı dinleyip onu da anlamakla mükellefiz.
Ama peki neden terapi odasından çıktığımızda, insanlara karşı, özellikle de biraz da “bizden” farklı insanlara karşı çok net kanılara varabiliyoruz? Bu yazımın amacı, “bizden” ve “sizden” farklı insanları da yargısız infazdan korumaktır ve bu insanlarla birebir girmediğimiz sohbetler, onları tanımaya imkanımız olmadan ikinci, üçüncü hatta dördüncü ağızdan duyulan kirli bilgilerle bu insanlara verilen psikolojik şiddet ve dışlama hakkında bilinçlendirmek istiyorum.
Nörofarklılık nedir?
Bizden/sizden farklı bireyler tanımıyla modern psikolojiye giren yeni bir terimden bahsetmek istiyorum. Hâlâ DSM-5-TR veya ICD-11 gibi tanı kitaplarında bağımsız bir üst başlık olarak yer almıyor olsa da (APA, 2022; WHO, 2022), zamanla bu kavramın tanı sistemleri içine kavramsal olarak entegre edilmesi bekleniyor.
Nörofarklı bireyler (neurodivergent individuals), beynin bilgi işleme, sosyal iletişim, dikkat, dil veya duyusal düzenleme gibi işlevlerinde nörotipik normlardan sapmalar gösteren bireylerdir (Singer, 1999; Armstrong, 2010). Bu bireyler, nörotipik insanlarda görülen örüntüleri göstermek yerine, beklenmedik ritimler atıyorlar bir müziğin akışına. Postmodern caz gibiler aynen.
Nörotipik bireyler, tipik zihin yapısı gösteren, bilişsel ve sosyal gelişimleri toplumun ortalamasına yakın olan bireylerdir. Beyin gelişimleri ortalama bir norm üzerine ilerlemiş, ortalama zeka seviyesi, sosyokültürel çevre ve hatta eğitim seviyesine sahip insanlarda görülür. Nörotipik bireyler toplumun büyük bir kısmını oluşturur. Nöroatipik bireyler ise atipik nörolojik gelişim gösterenler… Yani beyin yapıları mikro düzeyde farklı (örneğin intrauterin testosteron seviyesi gibi biyolojik etkenlere bağlı olarak) gelişebilir (Baron-Cohen et al., 2002).
Bu bireyler, maalesef çok büyük toplumsal ayrımcılığa hem okulda hem iş yerinde hem de grup dinamiklerinde uğramaya devam ederler. Bunu yaşamaya karakterlerinin daha ilk oluşumuyla alışmışlardır ve insanların onlara böyle davranmasını normalleştirirler. Bunun sebebi nörotipik bireylerde gelişen filtreleme – yani psikolojik terimlerle dürtü kontrolü – onlarda çok daha az bulunmasıdır. Duygularını direkt olarak sözler ve hareketlerle gösterirler. Buna İngilizler “wearing your emotions on your sleeve” (duyguları yakalarında giymek) derler. İngiliz kültürü duyguları fazlasıyla kontrol eden ve baskılayan bir kültür olduğu için, “senden hoşlanıyorum” diyebilmek bile bir “wearing emotions on sleeve” örneğidir.
Tanılar (ya da modern psikolojide kullanılan şekliyle “farklılıklar”) kültüre göre de farklılık gösterir. Örneğin Asya ve Kuzey Avrupa toplumlarında duyguların gösterilmesi abartılı bulunurken, Akdeniz veya Amerikan kültürlerinde sosyal yakınlık daha normal kabul edilir. İsveç’te “histrionik kişilik bozukluğu” tanısı alacak bir birey, İtalya’da sadece “tutkulu” ya da “duygusal” olarak değerlendirilebilir (Henrich et al., 2010).
Nörofarklılık neleri kapsar?
• Asperger sendromu / Yüksek işlevli otizm: Sosyal iletişimde zorluk, yoğun ilgi alanları, rutinlere bağlılık. DSM-5’te artık Otizm Spektrum Bozukluğu çatısı altındadır (APA, 2022).
• DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu): Dürtü kontrolü, dikkat sürdürme ve organizasyon becerilerinde zorluklar.
• Disleksi: Okuma ve dil işlemleme güçlüğü.
• Diskalkuli: Sayısal işlemlerde zorlanma, matematikle ilgili kavramları anlamakta güçlük.
• Tourette Sendromu: Motor ve vokal tiklerle seyreden nörogelişimsel bir bozukluktur (Robertson, 2015).
Bu bireylerin en büyük zorlukları, kelimeleri “literal” yani birebir anlamlarıyla kullanmalarıdır. “İçeriden espri” anlamına gelen inside joke’ları anlamakta zorlanabilir, imaları kaçırabilir, söylediklerini doğrudan söylerler. Bu doğrudanlık, toplumsal dolaylılık normlarına uymadığında, saygısızlık olarak algılanır. Gelişmiş kelime dağarcıkları ve alışılmadık sözcük kullanımları, çevrelerince “resmiyet”, “soğukluk”, hatta “entellik” olarak damgalanabilir.
Akademide, iş yerinde ve sosyal çevrelerde, nörofarklı bireyler bu yanlış anlamalar nedeniyle haksız şekilde dışlanırlar. Bu dışlama görünmezdir ama derin izler bırakır. Kimi zaman tek bir kelime, tek bir bakış ya da sessizlik bile sosyal dışlamanın bir biçimi olabilir (Williams, 2007).
Yüksek işlevli otizmli bireyler – eski tanımıyla Asperger sendromlular – eğitim olanaklarına ulaşabilmişlerse, bu dışlanmalara rağmen bilgi ve zekâlarıyla sistem dışına taşmayı başarabilirler. Ancak bu bireyler bile, zamanla bulundukları kültürden kopar, ülkesinden beyin göçü yapmayı zorunlu hisseder. Ülkesini seven ama toplumsal dışlama nedeniyle aidiyet kuramayan bu bireyler için başarı bir tatmin değil, bir kaçış biçimi olur.
Peki ya disleksi, diskalkuli ya da DEHB gibi diğer nörofarklı bireyler? Onlar bu sistem içinde nasıl var olacaklar? Onlar için bu dünyada hâlâ az alan var.
Bu değerli bireyleri yargısız infazlarla toplumdan dışlamak yerine, onlara da alan açmayı öğrenmeliyiz. Kapitalist ve rekabetçi bir dünyada onların yaşam hakkını savunmak, yalnızca etik değil, aynı zamanda kolektif gelişimimiz için zorunludur. Bilimde, sanatta ve insan ilişkilerinde daha renkli ve çok sesli bir dünya için nörofarklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak görmek zorundayız.
• Armstrong, T. (2010). Neurodiversity: Discovering the Extraordinary Gifts of Autism, ADHD, Dyslexia, and Other Brain Differences. Da Capo Press.
• Baron-Cohen, S., Knickmeyer, R. C., & Belmonte, M. K. (2002). Sex differences in the brain: implications for explaining autism. Science, 310(5749), 819–823.
• Henrich, J., Heine, S. J., & Norenzayan, A. (2010). The weirdest people in the world? Behavioral and Brain Sciences, 33(2–3), 61–83.
• Robertson, M. M. (2015). A personal 35 year perspective on Gilles de la Tourette syndrome: assessment, investigations, and management. The Lancet Psychiatry, 2(1), 88–104.
• Singer, J. (1999). Why can’t you be normal for once in your life? From a “problem with no name” to the emergence of a new category of difference. In M. Corker & S. French (Eds.), Disability Discourse. Open University Press.
• Williams, K. D. (2007). Ostracism. Annual Review of Psychology, 58, 425–452.
Düş kurdum düşler bozdum
Dm7 G7
Kendimle harp içinde
C F
Olmaktan pek yoruldum
B7 E7
Düz durdum dürüst oldum
Dm7 G7
Önce sana sonra kendime
C F
Kartlar açık oyun kurdum
B7 E7
Dön diyemedim
Dm G
Git diyemedim
C Fmaj7
Ortada kaldım
B7 E7
Söz veremedim
Dm G
Vaat etmedim
C Fmaj7
Kandıramazdım
B7 E
Söz & Beste: Volga
La escuchamos en las escenas más apasionadas del episodio 12 de Eşref Rüya — y se quedó con nosotros.
Ahora, tengo el placer de compartir la versión completa de “Ortada Kaldım” de Atilla Volga, cuya genialidad musical admiro profundamente.
La canción fue producida por Timur Savcı, uno de los productores más icónicos y éticos de Turquía. (TIMS&B)
Por favor, no te saltes el final — la verdadera magia está allí. 🙂
Letra (Traducción al Español):
Soñé sueños, luego los rompí.
Me cansé de luchar conmigo misma.
Fui recta, fui sincera;
Primero contigo, luego conmigo.
Puse las cartas sobre la mesa, mostré el corazón — un juego abierto.
No pude decir “vete”,
No pude decir “vuelve”;
Me quedé en el medio.
No pude prometer,
No juré,
No podía engañar.
También disponible en Spotify y Apple Music.
We heard it in the passionate scenes of Episode 12 of Eşref Rüya — and it lingered long after.
Now, I’m thrilled to share the full track “Ortada Kaldım” by Atilla Volga, whose musical genius I deeply admire.
The piece is named by Timur Savcı, one of Turkey’s most iconic and principled producers. (TIMS&B)
Please, don’t skip the ending — the brilliance is quietly hidden there. 🙂
Lyrics (English Translation):
I dreamed dreams, and I tore them down.
I grew tired of being at war with myself.
I stood straight, stayed true;
First to you, then to myself.
I played my cards, laid my heart out — open game.
I couldn’t say “go,”
I couldn’t say “stay”;
I was stuck in between.
I couldn’t make promises,
I gave no vows,
I couldn’t lie.
Also on Spotify and Apple Music: