Bana sabrı öğreten,
biraz da sevilmeyi öğretse ya.
Bana sabrı öğreten,
biraz da sevilmeyi öğretse ya.
Sana şiirler yazmak istiyorum,
Şiir yazmadan
Sevgiler nasıl gösterilir inan bilmiyorum.
Ama yazamıyorum-
Yazmaktan çekiniyorum yani.
Biliyorum,
”Abartıyorsun” diyeceksin.
”Her şeyi” diyeceksin
”Uçlarda yaşıyorsun!”
Diyeceksin…
Düşüne kalacağım…
Saklamalı gizlemeli mi yani diye,
Bilmem kaç bininci kez
Doğduğumdan beri
Gene insanlığa küseceğim,
Ama umudum bitmeyecek
Bir gün aşkları saklamadan da
Yaşayabileceğiz
Ve saklayarak kıymetlenmeyecek illa
Sevgimi gösterdiğimde, avaz avaz belki de,
Suçlu olmayacağım,
Ya da daha az değerli…
Dönüşmeliyim elbet,
ve büyümeliyim her geçen gün
Ama susmalı mıyım duyguları?
Söylememeli mi aşkı, heyecanı veya hüznü?
İnan- ben bu dünyaya karşıyım.

Babam var, adanın birinde, ıssız, ama keyfi yerinde.
O şiirleri sever,
Dinler, gülümser.
Şiirler yazacağım ona,
Okuyacağım geçip karşısına.
Romantik ruhumu
Yaşamaktan vazgeçmeyeceğim…
Gözlerim yaşlı,
Kalbim duygularla dolu…
Ben hep yazacağım…
π

Rus ruleti gibiydi
Geleceğimiz
Her an yok edilebilirdi
3. Tekiller tarafından…
Ama dur sakin ol,
En nihayetinde
Bütün gelecekler
Böyle değil midir?
Bendeki ferritin eksikliğindendir,
Seni özledim diye sandığım
Yürek yanmaları…
Kalbimin sesini ilk kez duyabiliyorum ,
Ömrümde bir kez sustu geveze mantığım.
Ve sen,..
Tam mantığın bittiği yerde başlıyorsun,
Belki de tam da bu yüzden,
Senin adın aşk.
Beyazlar içinde,
Bir sarı papatyaydı bugün,
Kamelyalı kadın.
Kelimeler yazıp siliyorum.
Türkçe’si yok işte.
”Idolâtrie” olmalı bu.
Bundan böyle;
”Filizperestlik” diye çeviriyorum Türkçe’ye.
Yaratmalı tercümesi olan kelimeleri yok ise.
π
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
“İnsan bir kere âşık olur; diğerleri hep ondan izler taşır.”
Bir kızın ilk aşkı babasıdır derler. Ama bazı babalar yalnızca sevmez, kendin olmana yol açar. Kendi yolunu bulman için çekilir ama seni hep ayakta tutar.
Benim babam beni sıradan bir kalıba sokmadı. Küçüklüğümden beri “Profesör kızım!” dedi, yetmedi “Ordinaryüs kızım!” diyerek bilginin, düşüncenin, dik duruşun her şeyin üstünde olduğunu hatırlattı. “Kimse için boynunu eğmeyeceksin.” dedi.
Sabahattin Ali’leri, Dostoyevski’leri ve Woolf’ları öğreterek büyüttü beni. Frank Sinatra’nın “Don’t change a hair for me” dediği gibi, başkaları için değişmemem gerektiğini, kendime ihanet etmemem gerektiğini kulağıma küpe etti. Ama en çok Atatürk’ü konuştuk. Bir fikri sevmenin yetmeyeceğini, onu her zeminde ve her şartta savunmanın bir varlık meselesi olduğunu da öğretti.
Nietzsche’nin dediği gibi: “Kendi yolundan giden kimseye kimse rakip olamaz.” Bana öğretilen buydu. Ödün vermemek. Sürüye karışmamak. Hiçbir masaya eğilerek oturmamak. Kalabalık içinde yalnız olmayı göze almak. Karakterinden güç almak. Ve bunları öğütleyen biri olarak, beni her zaman dimdik karşısında görmek istediğini de bilirim.
Bugün nerede konuşursam konuşayım, nasıl bir masada oturursam oturayım, içimde hep onun sesi var. Beni var etmeye çalışmadı, zaten var olduğumu bildi.
Benim babam sadece sıradan bir baba değil, o benim sıradışılığıma imzayı atan annemin fikirlerinin altına damgasını vuran adam.
Übermensch ruhumu gerçekleştirmeye giden yolda beni Untermensch’lere uyum sağlattırmadığınız için sonsuz teşekkür ederim.
Sevgililer Günümüz kutlu olsun. ❤️ İlhan Şengül
(Bir 29 Ekim Anısı, Dolmabahçe Sarayı)

Meğer sinsi sinsi ilerlemiş,
Hastaymışım ben,
Tedavisi de yokmuş,
Dur ağlama hemen,
Herkes biraz hastadır kendisine…
π

(…)
Pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine,
Uzanır Narkissos av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere
Gidermek isterken susuzluğunu, artıyordu bir yandan susuzluğu;
içtikçe suya vuran güzelliğine hayran,
Seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini
Donakaldı Paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle
kımıldamaksızın, bakıyordu kendi kendine şaşkın şaşkın…
Bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,
İsterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi yakan ateşi tutuşturan da kendisiydi
(…)
(Erhat, 2013: 212).
Ovidius
23andMe’nin 15.298 çift üzerinde gerçekleştirdiği kapsamlı bir araştırma, ilişkilerdeki çekim gücünün temel dinamiklerini ortaya koyuyor. Bu çalışmada, birlikte çocuk sahibi olmuş çiftlerin genetik ve davranışsal özellikleri analiz edildi ve çarpıcı bir sonuç elde edildi: İnsanlar, genellikle kendilerine benzeyen kişilerle eşleşiyor. “Zıtlıklar çeker” miti, bu veriler ışığında büyük ölçüde çürütülüyor.

Araştırma sonuçları, çiftlerin genellikle şu özellikleri paylaştığını gösteriyor:
Ayrıca, ilgi alanları da bu ortaklıkların bir parçası. Sporcular, diğer sporcularla; doğa yürüyüşçüleri, yine doğa yürüyüşçüleriyle eşleşiyor. Dakik insanlar, zamanı önemseyen kişilerle bir araya gelirken, vejetaryenler de diğer vejetaryenlerle ilişki kuruyor.
23andMe verilerine göre, zıtlıkların çekimi bazı durumlarda geçerli olsa da genellikle istisnai bir durum. Örneğin:
Ancak, bu zıtlıkların yarattığı bağ, genellikle benzerliklerin etkisi kadar güçlü değil. Araştırmanın bir başka önemli bulgusu, benzer BMI’ye sahip çiftlerin daha mutlu olduklarını göstermesi. Bu, fizyolojik uyumun ilişkilerde önemli bir rol oynayabileceğini düşündürüyor.
Benzerlikler, sağlam bir temel oluşturur ve ilişkilerin istikrarlı ilerlemesini sağlar. Ancak, bazk farklılıklar da tamamlayıcı bir güç haline gelebilir. Navigasyon becerisi olmayan biri için yön bulabilen bir partner, pratik bir çözüm sunar. Aynı şekilde, gece sessizliği isteyen biri için sabahları erken uyanan bir partner, her iki taraf içinde üretken ve huzurlu bir ortamı yaratır.
Amaç net: Neredeyse kendinize benzeyen birini bulmak (yaş, kilo, eğitim seviyesi, sportiflik, beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı vs.)—navigasyon ve sirkadiyen ritim hariç. 🙂
Uzm Nöropsk Pınar Şengül
Çift ve İlişki Terapisti