Beyazlar içinde,
Bir sarı papatyaydı bugün,
Kamelyalı kadın.
Kelimeler yazıp siliyorum.
Türkçe’si yok işte.
”Idolâtrie” olmalı bu.
Bundan böyle;
”Filizperestlik” diye çeviriyorum Türkçe’ye.
Yaratmalı tercümesi olan kelimeleri yok ise.
π
Beyazlar içinde,
Bir sarı papatyaydı bugün,
Kamelyalı kadın.
Kelimeler yazıp siliyorum.
Türkçe’si yok işte.
”Idolâtrie” olmalı bu.
Bundan böyle;
”Filizperestlik” diye çeviriyorum Türkçe’ye.
Yaratmalı tercümesi olan kelimeleri yok ise.
π
Bugün ellerim boş kapınıza gelmiştim,
İyi ki yoktunuz.
Kalbimdeki sevginin azametini
Saklayamazsam
Ardına minik hediyelerin.
Ve korkutursa sevgim sizi?
İyi ki yoktunuz bugün.
Hem İstanbul karman çorman,
Sizi boğardı…
Belki de sevgim kadar…
Boş ellerle
Geldiğim gibi
Geri döndüm…
π

Türk yazının usta romancısı Orhan Kemal’in Bir Filiz vardı adlı romanında şöyle bir cümle geçer:
”Sende güzelden de başka bir şeyler var.”
Hayranlıkla sevince insan aynı böyle seviyor…
Benim de gönlümde bir Filiz var.
Etrafında zaman, mekan ve tüm insanlar bükülüyor.
Öylesi bir filiz ki bu, salt var oluşuyla, kahakahalarıyla, seslenişiyle, ve yüksek bilinciyle, filizlerinden envai çeşit fide, fidelerinden ise sonsuz neşe, bilgelik ve sevi büyüyor.
Filiz oluşu ne güzel…
Filiz olmak tıpkı pluripotent bir hücre gibi her hücreye dönüşüp her türlü dokuyu oluşturabiliyor. Sanmayın ki, sözlerinden bir tek bilim akıyor, bilimi bildiği kadar insanları da iyi biliyor.
İnsanlara bir seslenişi var, balkon konuşması yapsa daha fazla ilgi çekemez.
Tek bir cümlesiyle, etraf kıt’a dur’a geçiyor.
Yani bilge olduğu kadar, muhteşem bir komutan da o.
Hayatımda yanındayken bir şeyleri düzeltme ihtiyacında, hissetmediğim tek insan olsa gerek. Öyle güzel nizama sokuyor ki etrafındakileri, benim ona hayran olmaktan başka işim kalmıyor…
Ah ne güzel, bir insanı yönlendirmek zorunda kalmadan o insanın her şeyi yapıyor olabildiğini izleyebilmek…
Atatürk’ü izlemek gibi…
O yönetsin, düzeltsin, planlasın…
Etrafındaki Sorbonne’lu hukukçu cananı Latife’ye, ekonomist ve devlet adamı dostu Celal’e bir tek hayran olmak kalsın..
Böylesi kudret ve bilgi sahibi birine hayran olmamak ne mümkündü?
Bilgeliğin, insanları yönetme ve yönlendirme yetisiyle muhteşem birleşmesi yani…
Böyle önderlere hasret Türkiye. Bilerek, bilgiyi doğru yönlendirerek, insanlara iletmeyi bilen önderlere…
Keşke bilime ve bilim insanlarına olduğu kadar, TBMM’ye de dokunsa.
O siyasete girince kirlenmeyecek kadar bilge…
İnanın, okur yazarlık oranı fazlasıyla artar.
Biz, insanlar,ne içine içine konuşanlardan ne de bağırıp çağıranlarla yola geliriz.
Biz anca, kendinden emin ve bilge önderlerle ilerleyebiliiriz.
İçi boş, sesi detone konuşanları indirip, içi dolu ve sesi gür eğitmenleri istiyoruz ülkemizde, evrenkentlerimizde ve meclisimizde.
Evet, o belki hepimizin. Filiz’i, Fidesi, Fidanı ve çiçekleri!
Ancak bir tek benim bütün renklerim…
Onunla konuşurken dünyam,
Vermeer’in huzurlu sadeliğinde dinginleşiyor,
Degas’nın zarif hareketleriyle canlanıyor.
Raphael’in anaç Meryerm’inde maneviyatı hissediyor,
Da Vinci’nin çok yönlü dehası içimde filizlenen bir fide gibi büyüyor.
Ve bir kahkahasının sesiyle Courbet’in gerçekçiliğiyle her şey somutlaşıyor.
İçimde renkler ve kahkahaları kaynaşıyor.
-Bir Tohum vardı adı Pi.