Tested by Time: A Psychological Perspective on Being Late

Some people seem to place the entire weight of a relationship on a few minutes of delay. As if a slight shift in time could constitute a personal offense or moral failure. And yet, often, nothing is wrong. No crisis has occurred. Just a little change in rhythm.

People can be late. There might be traffic. An unexpected emotional wave. A sudden twist in the day. This is part of living. Time is not a rigid line. It is a presence that flows and bends with the pace of those inhabiting it. Still, when we assign absolute meaning to the clock, the smallest deviations begin to feel like betrayals. But in truth, flexibility is the root of trust, maturity, and meaningful connection.

When someone arrives late, I often see it as a quiet gift. I read. I revisit my notes. I answer long-forgotten messages or simply breathe. That space becomes a moment to meet myself, not a void waiting to be filled with irritation.

Others, however, interpret that same moment as a stage for punishment or criticism. But weren’t we meeting to soften life, to be present for one another? Not to police time as if it were a moral scale.

In human-centred spaces, whether a friendship, a therapeutic encounter, or a professional meeting, the intention behind presence speaks more than the punctuality of arrival. Holding someone hostage to the minute hand rarely nurtures depth. Often it reflects control, not care.

Virginia Satir once said that people grow not through perfection, but through acceptance. When we feel threatened, we become rigid. We hide in roles, defend boundaries, and lose our natural capacity to meet the moment as it is. Growth only becomes possible in the presence of emotional safety. And safety is built not through precision, but through compassion.

There is a quote of hers that continues to shape my understanding of relationships:

“I want to love you without clutching, appreciate you without judging, join you without invading, invite you without demanding, leave you without guilt, criticize you without blaming, and help you without insulting.”

Being late is not always a disregard. It can be a sign of an inner storm. Making space for that without judgment is, perhaps, the most human thing we can do. Those five minutes are not a test. But how we respond to them might be.

I no longer choose to work within frameworks that offer no room for human rhythm. I want to move with people who honour time not just by the clock, but by presence. People who understand that compassion is not the enemy of professionalism.

Because punctuality matters, yes.

But more than that, may we remain human.

How we treat time is how we treat people.

And the deepest form of respect is not control, but care.

The π

Zamanla Sınanmak: Geç Kalmaya Psikolojik Bir Bakış

Bazı insanlar, bir görüşmeye birkaç dakika geç kalındığında bütün ilişkinin ağırlığını o ana yükler. Oysa ortada ne bir kriz vardır ne de bir hakaret. Sadece zamanın biraz yer değiştirmiş hâli.

İnsan geç kalabilir. Bazen trafik vardır, bazen içsel bir dağınıklık ya da beklenmedik bir durum. Bu, yaşamanın doğal bir parçasıdır. Zaman, mutlak bir çizelge değil; içinde insanın kendi ritmini taşıdığı bir akıştır. Ne var ki, bu akışa katı anlamlar yükleyenler, zamanın küçük oynamalarını kişisel bir saldırı gibi algılayabilir. Oysa ki insan ilişkilerinde esneklik, güvenin, anlayışın ve olgunluğun temelidir.

Geç kalan biri olduğunda, o boşluk bana bir armağan gibi gelir. Kitabımı okurum, notlarımı gözden geçiririm, sessiz kalan maillerime dönerim ya da sadece iç dünyamla kalırım. Zamanın bana bıraktığı bu aralıkta, üretkenlik ya da derinlik eksilmez; aksine çoğalır. Çünkü beklemek, sadece birini beklemek değil, kendini de dinlemeye bir fırsattır.

Ne var ki, bazıları bu süreyi şikayetle, sitemle, kırılganlıkla doldurur. Ve bu, ilişkinin özünü zehirler. Oysa biz, bir araya gelerek zamanı değil, birbirimizi onarmaya çalışıyoruz. Görüşmelerin amacı, zamanı disipline etmek değil, ilişkisel anlamda birbirimizi esnetebilmek olmalı. Esneklik, gelişimin ön koşuludur.

İnsan ilişkilerinde karşılıklı niyet, zamanlamadan daha belirleyicidir. On dakikalık bir gecikmeyi ilişkiselliğin önüne koymak, karşıdaki kişiyi değil, ilişkiyi cezalandırır. Hele ki insan merkezli mesleklerde, terapötik ilişkilerde ya da dostluklarda bu tür katı tepkiler, çoğunlukla birikmiş başka duyguların dışavurumudur.

Virginia Satir, insan ilişkilerinde esnekliği bir hayatta kalma yetisi olarak görürdü. Ona göre insanlar tehdit altında hissettiklerinde katılaşır, rollerine sığınır, spontane olma kapasitelerini yitirirler. Oysa gelişim ancak güvenli bir ilişki içinde, esneyebildiğimiz noktada başlar. Zaman konusunda gösterilen anlayış da bu güvenin en temel göstergelerindendir.

Satir’in şu sözü, ilişkide esneklik ve koşulsuz kabulün ne denli dönüştürücü olduğunu anlatır:

“Seni tutunmadan sevmek, yargılamadan takdir etmek, müdahale etmeden yanında olmak, dayatmadan davet etmek, suçluluk yüklemeden ayrılmak, suçlamadan eleştirmek ve aşağılamadan yardımcı olmak istiyorum.”

Geç kalmak, çoğu zaman yalnızca zamansal bir kayma değil, içsel bir karmaşanın izidir. Ve bu karmaşaya alan açmak, yargılamak yerine anlayabilmek, ilişkinin gerçek kıymetini gösterir. O beş dakika bir sınav değil; bir ilişki testi de değil. Ama belki de en çok o anda ortaya çıkan tepki, ilişkinin derinliğini belirler.

Bu yüzden artık, esnekliğe yer bırakmayan yapılarla çalışmamayı seçiyorum. Zamanı takvimsel bir dayatma olarak değil, insani bir buluşma zemini olarak görenlerle birlikte yürümek istiyorum.

Çünkü dakik olmak önemlidir, ama ondan da önemlisi insan kalabilmektir.

Zamanla kurduğumuz ilişki, insanla kurduğumuz ilişkinin aynasıdır.

Ve bazen gerçek profesyonellik, dakikliği değil, anlayışı tercih edebilmektir.

Uzm. Psk. Pınar Şengül