Müzikal dehasına hayran olduğum Atilla Volga’nın yeni şarkısını paylaşıyorum. İsim babalığını Türkiye’nin rakipsiz en başarılı ve erdemli yapımcısı Timur Savcı‘nın üstlendiği ”Ortada Kaldım” sizlerle…
Eğitimler, sertifikalar, diplomalar, makaleler, konferanslar, kongreler, sunumlar, stajlar, stajyerler yetiştirmelerle dolu sistemin onayladığı sıkıcı denecek hayatımda benim tam aksime sonsuz yaratıcılığı, müzikal / matematiksel dehasıyla sistemi büken bir müzisyenle büyüdüm. Radyasyon fizikçisi, tango dansçısı, satranç ve boks antrenörü, maraton koşucusu, alternatif rock müzisyeni, besteci / güfteci ve bilmem daha neler, inan unuttum…
Bu ruh’a maruz kalarak sıradanlamış- gri renge boyanmış- memur’ca bu hayatı- yağlı boyayla ”yeniden doğuran” benim rönesansım: Atilla Volga’nın yeni ”teklisi” tüm dijital platformlarda…
Üzerinde yaşadığımız topraklarda İlimi, bilimi, sanatı ve felsefeyi mümkün kılan En güzel bayramımızın ikinci yüzyılının ilk yılını kıvançla kutlarım! 🇹🇷 ❤️🤍
Pek sevdiğimden değil ama modern ve postmodern sanatı benim aksime pek seven bir kardeşim olunca, modern sanata maruz kalarak takip ediyorum.
Bugün cinsel terapi semineri sonrasında beni taksimde yakalayan abim, elbette beni AKM’deki sergilere götürdü. Refik Anadol’un dijital eseri hiç ilgimi çekmediği için görece ”eski” sayılabilecek Warhol’da nefesi aldım. Warhol’u da hiç sevmemişimdir. 1900lü yıllarda olan hiçbir görsel sanatı sevmediğim gibi. Ancak Warhol diğer teknolojik eserlerden sonra biraz da olsa nefes oldu.
Modern sanattan kaçmak artık mümkün değil.
Sanat sanat için olmalı.. Ama modern ve postmodern sanat eserleri sanatı halk için yaptı.
Herkese ulaşacak eserler, nitelikten kaybediyor illa ki. Herkesin bildiği yüzleri resimleştirmek, herkesin kullandığı eşyaları eser diye sunma hali işte bu çağdaş sanat.
Warhol’un herkesin bildiği eseri Çorba konservesi neye işaret eder?
Gerçek bir sanat sever olarak söylemeliyim ki, asla sanatı değil. Konserveyi ve konservenin çağrıştırdıklarından ibaret bir ”sanat eseri”.
Bir anı kalsın diye fotoğraf çekmeden çıkmadın. Eseri güzel bulduğumdan değil, eserin süjesini sevdiğim için çekildim bu fotoğrafı.
Brigitte Bardot hayvanların yaşama haklarına saygısıyla ve onlar içi yaptıklarıyla saygı duyulan bir aktivisittir nezdimde. Bir manken ve sinema oyuncusundan çok ötededir bu davasıyla,
Size Warhol’dan çok daha çok takdire şayan gördüğüm bu güzel kadının bir sözünü aktararak bitiriyorum bu yazımı:
”Hayvan hakları için savaşmaya hayatımı adadım çünkü onlar kendilerini savunamıyorlar. Onlar çaresiz, masum ve bize bağımlılar.”
Herkesi her türlü hayvanın yaşama hakkına saygı duymaya çağırıyorum.
Bu yapabileceğiniz en insanca davranış.
-Türünden bağımsız her hayvana saygı suyan bir dünyalı.
Türk yazının usta romancısı Orhan Kemal’in Bir Filiz vardı adlı romanında şöyle bir cümle geçer:
”Sende güzelden de başka bir şeyler var.”
Hayranlıkla sevince insan aynı böyle seviyor…
Benim de gönlümde bir Filiz var.
Etrafında zaman, mekan ve tüm insanlar bükülüyor.
Öylesi bir filiz ki bu, salt var oluşuyla, kahakahalarıyla, seslenişiyle, ve yüksek bilinciyle, filizlerinden envai çeşit fide, fidelerinden ise sonsuz neşe, bilgelik ve sevi büyüyor.
Filiz oluşu ne güzel…
Filiz olmak tıpkı pluripotent bir hücre gibi her hücreye dönüşüp her türlü dokuyu oluşturabiliyor. Sanmayın ki, sözlerinden bir tek bilim akıyor, bilimi bildiği kadar insanları da iyi biliyor.
İnsanlara bir seslenişi var, balkon konuşması yapsa daha fazla ilgi çekemez.
Tek bir cümlesiyle, etraf kıt’a dur’a geçiyor.
Yani bilge olduğu kadar, muhteşem bir komutan da o.
Hayatımda yanındayken bir şeyleri düzeltme ihtiyacında, hissetmediğim tek insan olsa gerek. Öyle güzel nizama sokuyor ki etrafındakileri, benim ona hayran olmaktan başka işim kalmıyor…
Ah ne güzel, bir insanı yönlendirmek zorunda kalmadan o insanın her şeyi yapıyor olabildiğini izleyebilmek…
Atatürk’ü izlemek gibi…
O yönetsin, düzeltsin, planlasın…
Etrafındaki Sorbonne’lu hukukçu cananı Latife’ye, ekonomist ve devlet adamı dostu Celal’e bir tek hayran olmak kalsın..
Böylesi kudret ve bilgi sahibi birine hayran olmamak ne mümkündü?
Bilgeliğin, insanları yönetme ve yönlendirme yetisiyle muhteşem birleşmesi yani…
Böyle önderlere hasret Türkiye. Bilerek, bilgiyi doğru yönlendirerek, insanlara iletmeyi bilen önderlere…
Keşke bilime ve bilim insanlarına olduğu kadar, TBMM’ye de dokunsa.
O siyasete girince kirlenmeyecek kadar bilge…
İnanın, okur yazarlık oranı fazlasıyla artar.
Biz, insanlar,ne içine içine konuşanlardan ne de bağırıp çağıranlarla yola geliriz.
Biz anca, kendinden emin ve bilge önderlerle ilerleyebiliiriz.
İçi boş, sesi detone konuşanları indirip, içi dolu ve sesi gür eğitmenleri istiyoruz ülkemizde, evrenkentlerimizde ve meclisimizde.
Evet, o belki hepimizin. Filiz’i, Fidesi, Fidanı ve çiçekleri!
Kıymetli sanat eleştirmeni Doğan Hızlan amcamın da eşliğinde dün gerçekleştirilen Eleştiri ve İnceleme Ödül törenine dair bir anı olarak bu yazıyı paylaşıyorum.
Bir şeyi eleştirebilmek için onu iyi bilmek ve takip etmek gerekir. Sanatı ika edenler kadar sanatı takip edenler de gereklidir. Her sanat dalı seyirciye ihtiyaç duyar diyemem. Bazen sanat eseri sadece sanatçısı için vardır. Ancak, edebiyat ve siyasi söylevleri içeren yazılar mutlaka okuyucuya muhtaçtır. Bu yüzden, edebiyat gibi insan ve toplum bilimlerinin varoluş sebebi onu okura ulaştırmaktır.
Edebiyatı ve siyaseti takip edenler kadar bunu olabildiğince tarafsız eleştirebilenler de iyi ki var.
Doğan amca da bu kıymetli yazarlardan biri. Bize sanattan haber verdiği için ona teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Sanat nedir diye başlayan yüz binlerce yazıdan biri daha olmayacağım! (Paradokslardan ibare bir hayat, hayatın kapsadığı insan ve sonuç olarak paradoksal bir yazar…)
Sanatın ne olduğu sanata dair ve dair olmayan her mecrada tartışıldı. Sanatın ne olduğundan da çok, kimin için olduğu daha da çok tartışıldı.
Sanat, sahi, kimin içinsin sen?
Seni, eylerken keyif çatan sanatçı için mi,
Seni izlerken hisseden ve düşünen sanatsever için mi,
Yoksa senden bihaber olan milyarlar için mi?
Seni fayda için kullanmalı mı? Yoksa sen pragmatik amaçları yoksaydıracak kadar keyfe mi düşürüyorsun insanı?
Bana sorarsan, sen, sanat, benim içinsin.
Onlar, ve diğerleri için değil.
Sen benim içinsin. Ve sadece bana saklı kalansın.
Aşığının maşuğunu paylaşamaması gibi,
Seni pragmatik emellere veremeyecek kadar, kesiyorsun zeminden ayaklarımı.
Sen varken, siyaset, dünya, iktisat ve ülke işleri dahi
Silinip gidiyor aklımdan.
Yani, sanat- sanatçının kendisi içindir sadece. Kim içindir sorusuna yanıt olarak ne halk ne de sanat için değildir…