Mayıs ayının ilk haftasında, abim Atilla Volga’nın yeni şarkısı dijital platformlarda yayımlandı. Bu onun ilk şarkısı değil. Ama ilk kez “her şeyi kendi başıma yapacağım” inadından vazgeçip profesyonel bir stüdyoda, uzman bir ekiple çalıştı. Bu müzikal bir sıçrama olduğu kadar, psikolojik olarak da bir ego gücünü temsil ediyordu: Bir sanatçının gelişiminin, bireysel sınırlarını tanıyıp diğerlerini dahil edebilme cesaretine evrildiği bir eşikti bu.
Bu yüzden bu şarkı, yalnızca bir parça değil bizim için. Ailede yıllardır büyüttüğümüz üretim kültürünün dışa açılan ilk büyük kapısıydı. Paylaştım. Sevinmek isteyen sevinir diye düşündüm. Ama gelen sessizlik, içimde büyük bir yankı yaptı.
Çoğu cevap bile vermedi. Bazıları yüzeysel ve mesafeli yanıtlarla geçiştirdi. Yakın arkadaş bildiklerimden bile doğru dürüst bir “tebrikler, gurur duydum” cümlesi duymadım. Ve orada şunu fark ettim:
Gerçek dost, kötü gününde değil, iyi gününde belli oluyormuş.
İyi Günde Sessiz Kalanlar: Psikolojik Bir Okuma
Bu gözlem sıradan bir kırgınlık değil. Psikolojik olarak çok anlamlı. Neden birinin başarısı karşısında çoğu insan ya sessiz kalır ya da küçümseyerek yaklaşır?
Narsistik Yaralanma ve Başkasının Işığı
Kohut’un kendilik psikolojisine göre, insanlar kendi yeterlik duygularını başkalarının onayıyla regüle eder. Ancak “başkası” aşırı başarılı olduğunda, bu durum kendi narsistik yapımızda kırılmaya neden olabilir. Çünkü o başarı, kişinin “ben de önemliyim” hissine bir tehdit gibi algılanır.
Bu tehdit, destek değil, geri çekilme ve küçümseme davranışıyla karşılık bulur.
Bağlanma Kuramı ve Güvenli Olmayan Tepkiler
Bağlanma kuramına göre, güvenli bağlanmamış bireyler (özellikle kaçıngan ya da dağınık bağlanma stillerinde) duygusal yakınlık gerektiren anlarda donakalabilir. Sevinç gibi pozitif duygular, içlerinde kendi yoksunluklarını tetikler. Bu da onları duyarsız ya da mesafeli tepkilere iter.
İyi günde kayıtsız kalmaları, aslında duygusal işlemleme yetersizliklerinin bir göstergesidir.
Haset (Envy) ve Psikanalitik Dinamikler
Klein’ın teorisine göre haset, bir başkasının sahip olduğu şeyi yok etme isteğidir. Bu, sadece “benim de olsun” değil, “senin de olmasın” biçimindedir. Haset duygusu, özellikle yakın çevrede tetiklenir çünkü kişi kendini doğrudan kıyaslar. Ve bu yıkıcı duyguyla başa çıkamayan bireyler, desteklemek yerine yok saymayı, küçümsemeyi ya da susmayı tercih eder.
Duygusal Zekâ ve Duygudaşlık Kapasitesi
Daniel Goleman’ın tanımladığı duygusal zekâ, kişinin yalnızca kendi duygularını tanıma becerisi değil, başkasının duygularını da taşıyabilme kapasitesidir. Sevincine ortak olamayan biri, empatik olarak gelişmemiştir. Duygudaşlık, acıya olduğu kadar sevince de gösterilmelidir. Oysa birçok ilişkide bu kapasite yoktur.
Mentalizasyon Boşluğu (Fonagy & Bateman)
Mentalizasyon, birinin içsel dünyasını hayal edebilme kapasitesidir. Mentalizasyon yetisi gelişmemiş kişiler, diğerinin başarı hikâyesini sadece “olay” olarak algılar, “duygu” olarak taşıyamaz. Bu yüzden yüzeysel tepkiler verir. Gerçek bir “senin için sevindim” diyemez çünkü başarıyı bir duygu değil, durum olarak okur.
Sosyal Biliş ve Tehlike Algısı (Social Threat Bias)
Başarı, bazı insanlar için bir tehdit unsuru gibi algılanır. Özellikle bireyin benlik değeri çevresinden gelen takdirle inşa ediliyorsa, yakınının öne çıkması o kişinin görünmezliğini pekiştirir. Ve bu görünmezlik duygusu, saldırgan değil ama duygusal geri çekilme ile tepki verir.
İlişkisel Olgunluğun Göstergesi olarak destek vermek.
Destek vermek bir story değil, bir refleks değil, bir içsel yapı meselesidir. Gerçek destek, kişinin kendi kıskançlığıyla, eksikliğiyle, gölgesiyle yüzleşebilmesini gerektirir.
Bu yüzden az kişi destek verir.
Çünkü az kişi kendi gölgesini taşıyabilir.
Ve ben bunu gördüm.
Yanımda olanlar gerçekten oradaydı:
Kübra gibi, İlayda gibi, Ayça gibi…
İçten tepkiler veren, paylaşan, yürekten kutlayan insanlar. Onların desteği sadece samimiyet değil, aynı zamanda ilişkisel olgunluk göstergesiydi.
Desteklemeyenler mi? Onlar zaten hiç orada olmamış.
Bir Bahar Temizliği: Duygusal Ayıklama
Bu sessizlikler bana çok şey öğretti. Bazı insanlar hayatımızda “yakın” ama “görünmez.”
Bazı insanlar ise sadece iyi gününüze tahammül edemez.
Psikodinamik kuram bunu net şekilde açıklar:
“Birine gösterdiğiniz sevinç, kendinize duyduğunuz güvenin aynasıdır.”
Ve ben artık, sessiz kalanların duygusal kapasitelerini yargılamıyorum—sadece tanıyorum.
Onlara ne kırgınım ne öfkeliyim. Ama yerlerini biliyorum.
Atilla Volga’nın bu şarkısı bizim için sadece bir müzikal başarı değil; aynı zamanda bir aynaydı.
Kim yanımızda, kim uzağımızda, kim gölgesinde kalmak istiyor, netleşti.
Ve ben bu yazıyla bir şey söylüyorum:
Teşekkürler, iyi ki bazıları sessiz kaldı.
Çünkü sessizlik, bazen en net cevap.
