
Bernini, Persephone’un Kaçırılması, 1622, Galleria Borghose.
Tarih boyunca farklı kimliklere bürünen cinsellik, uzun süre suç olarak görüldü. Aşk, en güzel haliyle bile, iki bedenin bir araya gelmesi toplum tarafından utanılacak bir fikir olarak dayatıldı. Ancak son çeyrek asırda, bu dogmalar yavaş yavaş kırılmaya başladı ve cinsellik artık daha özgürce, utanmadan yaşanıyor. İçinde büyüdüğümüz kültür önemli bir etken olsa da, cinselliğe yüklediğimiz anlam da şemalarımızla yakından ilişkili. Sahip olduğumuz şemalar, yaşadığımız zaman ve kültür tarafından etkileniyor.
Maalesef Türk kültüründe, Osmanlı’dan miras kalan etkilerle cinselliği yaşamak, “cezalandırıcılık” şemasına sahip kişilerde zorlayıcı bir tabu haline geldi. Cinsiyet farklılıklarının etkileri de göz ardı edilemeyecek kadar belirgin. Bir kadın veya genç kızsanız, cinselliği yaşamak ahlaksızlık ya da Türkçe’nin kendine has kelimesiyle “namussuzluk” olarak algılanabiliyor. Bu görüş, Anadolu insanının kültürel inançlarından biri olmaya devam ediyor, belki de yavaş yavaş aşınarak…
“Cezalandırıcılık” şeması, özellikle kadınlar üzerinde yoğun bir baskı yaratıyor. Cinsel ilişkiye giren bir kadın, özellikle ilk deneyiminden sonra, “yanlış bir şey yaptım” pişmanlığına yatkın hale geliyor. Dini inançların dışında da bu şema oldukça yaygın. Çünkü dini kurallarla büyüyen atalarımız, bunu geleneklerine de yansıttı. Şu anda dine inanmayan fakat cinselliği hala namussuzluk olarak gören bir kesim var. Bu düşünce, o kadar derinleşmiş ki, kurtulmak uzun zaman alıyor. Kurtulmak, bu şemayı tanımak ve kendimizden uzaklaştırmakla mümkün. Bunu bir terapistle yapmak mümkün olduğu gibi, kişinin kendini tanımasına yardımcı olacak felsefi yazılar ve ikna edici feminist propagandaların da büyük katkısı var.
Artık kadınlar, sadece aileleri veya diğerleri için değil, kendileri için yaşamaları gerektiğini bu feminist propagandalarla daha kolay benimseyebiliyor. İnsanın mutluluğu aramasına dair felsefi argümanlar, nihayetinde bireyi kendi seçimleriyle mutlu olabileceğini göstermeye itiyor. Epikür ve onu takip eden hedonist okullar, “iyi hazdır” prensibini savunmuşlardır. Epikuros’a göre haz, öncelikle acıdan uzak durmakken, Kyreneliler “haz, salt haz olduğu için önemlidir” anlayışıyla anlık hazzı her şeyin önüne koymuşlardır. Anlık haz dediğimizde akla basit ihtiyaçların karşılanması gelir: uyku, yemek ve orgazm.

Orgazm olabilmek üzerine neredeyse yüzyıldır (1945, Kinsey; 1964, Masters & Johnson) araştırmalar yapılıyor. Orgazmın aşamaları, belirleyicileri ve engelleri inceleniyor. Ancak bu süreç tamamen fizyolojik olmasına rağmen (damarların genişlemesi, limbik sistemin uyarılması, endorfin, oksitosin ve vazopressin salınımı vs., hem uyarılmada hem de orgazma ulaşmada bireylerin sahip olduğu şemalar etkili oluyor.

Cinsel ilişkide erkekler tarafından en sık karşılaşılan sorunlardan biri iktidarsızlık. Erekte olamamanın sebeplerinde hipertansiyon, kalp bozuklukları, obezite ve yüksek kolesterol gibi faktörler yer alsa da, genç yaşta sağlıklı bir erkekte bunun temel sebebi “kusurluluk” şemasından kaynaklanabilir. Kendini kusurlu, güçsüz ve beceriksiz hisseden bir erkek, sevdiği kadınla birlikte olurken “beni çekici bulmayacak” veya “ona yetecek kadar güçlü değilim” gibi düşüncelerle kendini strese sokabilir. Bu stres, kortizon salınımını artırır ve ereksiyonu baştan sona bitirir. Yüksek kaygıya sahip bir insanda ise evrimsel mekanizmalarımızdan biri olan “kaç ya da savaş” modu aktive olacağı için uyku, açlık, sindirim, boşaltım ve çiftleşme gibi ihtiyaçlar, sempatik sinir sisteminin uyanmasıyla bir süre susturulacaktır. Cinsel birleşme öncesi, “kusurluluk” şemasına sahip bir erkek tekrar bu kaygıları yaşayacağından, kendini sürekli engellemiş olacaktır. Bunun tedavisi için çeşitli yöntemler arasında, şema terapisi, alınacak bir ilaç kadar, belki de daha uzun vadeli bir çözüm sunabilir. Çünkü şema terapisi, kusurluluk inancından kurtulmayı hedeflerken, ilaçla yapılan çözümler yalnızca bedensel sorunları düzeltmeye yönelik olduğundan kesin bir çözüm sağlamayabilir.
Kadınlarda en sık rastlanan cinsel bozukluk olan vajinismus, ilaçlarla tedavi edilemez. Tek çözüm yolu, kişinin kafasını rahatlatmaktır. Vajinismus yaşayan bireyler genellikle yüksek kaygı ve korkuyla büyümüş olup, sevdiğiyle bile kendini tam olarak teslim edemezler. Vajinismus, dört farklı şema tarafından tetiklenebilir: “kusurluluk/suistimal edilme”, “dayanaksızlık”, “duyguları bastırma” ve yine “kusurluluk” şemaları. Kusurluluk şemasında, kadın erkeğin sözlerine güvenmez ve kendini kullanılmıs hisseder. Güvenemediği için kendisini kasarak cinsel ilişkiye izin veremez, istese bile.
Dayanaksızlık şemasında, cinsellik sırasında ve sonrasında (özellikle hiç cinsel ilişkiye girmemiş kızlar için) yaşanacak acılardan tedirgin olarak, bu acılara katlanamayacağını düşünmekten kaynaklanan bir sorun ortaya çıkar. Bu şemaya sahip kadınlar, “cinsel ilişki sonrası çok canım yanacak”, “uzun süre ağrım olacak” veya “ya başıma bir şey gelirse, mesela hamile kalırsam, ya cinsel hastalık kaparsam?” gibi düşüncelerle boğulurlar ve kendilerini kasarak cinsel ilişkiden kaçınabilirler.
Duyguları bastırma şemasında, kadın istemediği, arzulamadığı ve hatta sevmediği biriyle birlikte oluyorsa, “artık cinsel ilişki yaşama vaktim geldi, her ne olursa olsun daha çok düşünmemeliyim” gibi düşüncelerle duygularını bastırmaya çalışabilir. Bu da fazla rasyonalitenin duygulara ve yaşantılara zarar verebileceğine dair bir örnektir.
Son olarak, “kusurluluk” şemasının kadınlarda nasıl işlediğine değinelim. Birçok kadın, özellikle de Türkiye’de, cinsel ilişkiye girerken ışıkları kapatmayı tercih ediyor ve kendi bedenine bakılmasından rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlık için bir sebep olmadan, “beni beğenmez” veya “çok kiloluyum” gibi düşünceler aklında sürekli tekrarlanıyor. Kendini kusurlu bularak, bu güzel kadınlar, kendilerinden uzaklaşıyor ve kendi bedenlerine sahip çıkmakta zorlanıyor.
Umuyorum ki, bir gün herkes tüm şemalarını çözebilir ve şemasız bir hayat yaşayabilir.
Cinsel Terapist Pınar Ş.
