”Bahça” ve Ölüm

Hatice Ergün’ün ölümsüz anısına özlemle…

Gene tesadüf eseri bir roman okuyorum. Biri sipariş etmiş, annem ona alırken bana da almış işte. Annemin her yıl en az 1-2 kez bana böyle aldığı kitaplar olur. Bazılarını okumam, ama 1 tanesini mutlaka okurum. Bu yılın talihlisi de ”Bahçıvan ve Ölüm” kitabı. Bu arada kitap Metis yayınlarından çıkmış, demek ki var bir meziyeti dedim.

Kitabın daha başlarındayım. Annem kitabı bana Hamburg’tayken hediye verdi, orada başladım. Şimdi Almanya’nın pek sevmediğim sanayi eyaleyindeyim, NRW… Burada devam ediyorum.

Bir cümle beni şakak kemiğimden vurdu. Öyle bir cümle ki varlığını bildiğim ama asla sebebini anlayamadığım bir düşünceyi anlatıyordu. Yıllardır sorguladığım o düşünce.

”Bahçede yapılacak iş olduğu sürece koruma altındaki bir alanda yaşarsın, mevsimlik bir ölümsüzlüğün tadını çıkarırsın. Şu anda yapılacak onca şey varken insan nasıl ölür? Kışın işler bitince ölünmeli.

Şubatın ikinci haftasında, meyvesiz ve sebzesiz kalmış bahçesi gibi, ananem de kendisini nadasa aldı. Ondan önceki yaz, ve öncesindeki 10 yıllar boyunca yazlar gibi, ”Bakalım kışa kalacak mıyım?”, ”Ben ölünce bu bahçalara kim bakacak” diyip de gitti.

Beş Kuşu

Sabah (gece olmalı- kapkaranlık) beş buçuk gibi

neden ötüyorsun sen hep ‘kuş’? bahçemde.

Türünü dahi anlayamıyorum.

Kuşlara dair bilgim /ilgim öyle kısıtlı.

Ornitologlara yolum düşecek belli ki.

Onur hoca ile öğrenirim kuşların cinsini, seslerini ve çok şeyini..

Ötüyor kuş 5 buçuk ve 6 arası.

Susuyor sonra 6 olunca.

Sonra okuduğum kitapta,

Uyumaya yatıyorsun ve bir uyanıyorsun boşluk diyor.

Ananem keşke uyurken, … boşluğa uyansaydı.

Yazmaktan kork… mu.. yorum…