Seni özleyip hıçkıra hıçkıra ağlarken bile sadece ağlayamıyorum, ağlarken birazdan yapmam gerekenleri düşünüyorum. Birazdan toparlanıp eyalet içinde gitmem gereken 2 farklı şehir ve o iki farklı şehirde katılmam gereken toplantı ve deneyleri düşünüyorum. Ananemi özleyerek ve o duygulara boğularak bu işleri yapamam. Acıyı tekrar konserve edip, basınçla bastırmam lazım. Sıkıştırmalıyım acıyı tekrar. Fonksiyonel olmak için acıyı hissetme lüksüm yok.
Sonra da sorguluyorum. Ananeme olan sevdamı- yeryüzünde hissettiğim o en derin duyguları- hissetmemek için yaptığım onca şey… Ona olan sevgime yakışıyor mu?
Daha mı çok konuşabilmeliyim onu? Gözlerime yaşlar gelmeden, anabilmeliyim yüce anısını?
Ama mümkün değil çoğu zaman -şakaları hariç- her anıda biraz da acı gizli. Zor hayatı, sıkıntılı evliliği, 4 çocuğunu yetiştirirken bir de dağlara bahçelere yetişmesi… Dağlar derken Küre dağları….Oralara çıkartmış hayvanlarını… Annemler onun dağdan inişini gözlermiş okuldan sonra…
Bak yazarken gene gözlerim doluyor. Halbuki buna vaktim yok. Birazdan bir konferansa yetişmeliyim. Sulu gözlere, acılara vakit yok işte!
Ah o çocukluğumun en sevdiğim şiirinin şairi Behçet Necatigil…
Bazen ben de senin hayıflandıklarına benziyorum, istemesem de…
”Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.”

Ananem Hatice Ergün ve Annem – 1979, Ulus/Bartın

