Giden sevgililer elbet dönecekler!  

Son günlerde gazete manşetleri ülkece yaşadığımız ekonomik sıkıntılarımız hariç bir de kıyıda köşede beyin göçü oranlarındaki dehşet yükselişten ”dert” yanıyorlar. Burada bir dert olduğunu düşünmeyenlerdenim. Çünkü o gidenlerden biri ben de oldum bir zamanlar. Hem de defalarca. Avrupa’yı adım adım aşındırdım. Aralarında bir tek İngiltere’ye doyamadım. Ama her gidiş bir geri dönüşün sessiz habercisiydi. Hiçbir gidişim, kalıcı olmadı. Bunu taze giden beyinler de zamanla tecrübe edecekler. Türkiye’nin cıvıl cıvıl akşamlarına, hiç bitmeyen kaosuna, yüksek yaşanan duygulara, hamurunda fazlasıyla canayakın ve misafirperver insanlarına alıştıktan sonra her ne kadar doyulmuş olunsa da, bu doygunluk tekrar hasrete dönüştürüverir kendini. Avrupa’da insana batar sadece paranın konuştuğu hayatlar, yüzü asık garsonlar, yaralı parmağa amonyak dökmeyenler… Bunu er ya da geç farkeder Türk genci.

Türkiye’den, özellikle son 20 yıldır, giderken insanı bayram havası bürür. Davulla zurnayla gitmek ister insan. Ama bunca şikayete rağmen, bir süre sonra, gözyaşıyla sayar döneceği günleri.

Her dönüş bu sefer davul zurnadır. Her ne kadar ülkemiz ideolojik ve ekonomik açıdan baltalandıysa da mayası güzeldir bu ülkenin. Fırının sıcaklığını tekrar optimum sıcaklığa düşürene dek, kömür gibi ekmeğini dahi özlersin Türkiye’nin yurttan uzakta. O mayanın tadı, alışanı deli eder. Yapamazsın işte ondan uzakta. Yaparsın, günler, haftalar,aylar hatta yıllar ama içinde tek bir ümitle: VUSLAT gününe ermek…

İnsan elbet alıştığı yeri özler. Bu Türkiye’ye has değildir. İtalyanı, ispanyolu endonezyalısı, da ülkesine döneceği günü düşünür, bekler. Ancak özellikle bizim ülkenin insanı, alıştığı samimiyeti, hala emperyalizme karşı dimdik ayakta duran ananeyi dedeyi ve onun gibi tüm tatlı insanları, paranın değil de muhabbetin değerli olduğu vatanını çok daha ayrı bir demde özler.

Türkiye’de yetişen Türk genci, bağlasan durmaz, soğuk, paraya tapan, nemrut insanların ülkelerinde. Pek ala bilir ki alması gerekenin, ilim bilim ve sanat olduğunu…

Onu alır ve vatanına getirir. Ancak bu gelişinde, gidişinden çok daha kuvvetlidir.

Hem daha bilgili hem de daha çok aşıktır bu sefer bu cennet vatana.

Hiç korkmayın, giden bu akıllı sevgililer, mutlaka geri dönecekler!

İlimle, bilimle, fenle, sanatla ve felsefeyle!

Gazi Paşa’nın Türk tıp doktoru ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 17. Cumhurbaşkanı Sadi Irmak’a telgrafında yazdığı ve yaklaşık bir asır sonra vizyoner fizikçi ve tam bir Atatürk genci olan ağabeyimin bana Londra Üniversitesinde Nörobilim yüksek lisansıma giderken kartposala yazdıklarını şimdi yurtdışına giden tüm Türk gençlerine hatırlatmak istiyorum….

“Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz”

Uzm. Nöropsikolog Pinar Ş.

Yorum bırakın